Boşluktayım sanırım. Uzun uzun solumdaki beyaz ve eskiliği dökülmüş boyasından anlaşılan duvara bakıyorum. Hayattayım, aç değilim ve açıkta değilim. Peki nedir bu yüreğimdeki rahatsızlık. Nedir gün be gün büyüyen ve cayır cayır yanan alevin sebebi. İçimdeki bu bir şeyden kurtulma isteği. Midemi tırmalayan bir kedi var sanki içimde, binlerce tüy yumağı kusuyor içime ve onunla birlikte bende kusmak istiyorum. Öğürmeden, yediklerimi çıkarmadan. Ne yapıyorum şu anda bilmiyorum. Ne yapmalıyım onu da bilmiyorum. Bildiğim bir şey var o da ben iyi değilim. Ya hiç olmadım ya da hatırımda değil.
Uzunca bir zamandır yaşıyorum. Annemin gözünde çocuğum, dünyanın gözünde günün birinde uçup gidecek ve yok olacak bir toz parçasıyım. Benim gözümde ise buğu var. Sisli bir memleket içindeyim. Göz yaşı akıyor toprağın içinden, kan ile birlikte. Yardım toprağı elimle ve kendime bir yer açtım. Giremedim içine çünkü insanım korktum, ardından ağladım. Benim gözüm benim yaşım, elimde olanın hepsi de bundan ibaret. Dinerse gözümün yaşı düşerim açtığım deliğe ve kapatır yağmur ile çamur üstümü ben yatarken. Ne fark eder ki ha toprağın üstündeyim ha da altında. Bana acıyan yine benim, bana üzülen yine benim. Harlanmış ateş ile yanan ve toprak ile sönen yürek yine benim yüreğim.
Dökülsün yaşım ben toprağa girene kadar, bırakın yanan kalbim değil toprak ıslansın. Çünkü gün gelecek üzerimi örten toprak söndürecek kalbimin cayır cayır yanan yandıkça gözümü yaşartan ateşini. Ah ateş sön ki dinleneyim. Cennete giremesem de toprak yeterdir bana.
Yorumlar
Yorum Gönder