Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Küçük Mezar

      Acımsı bir sıcak, bunaltıcı, yorucu. Yataktan kalkmak bile of, eziyet! Yemekleri lokma lokma bölüp yavaşça yemek, yutmak, ardından karnın tok ama ruhun aç bir şekilde sofradan kalkıp yavaşça toparlamak. Dün çağırılmış olduğum bir yere gitmem gerekiyor, mezarlık. Ölüleri ölmeden önce ziyaret etmeyen bizler öldükten sonra gidip mezarına ağlıyoruz, sızlanıyoruz ve çok erken gittin diyoruz. Bolca zamanımız varken yüzüne bakmamış belki çok az kez seni seviyorum demiş olduğumuz kişiye borcumuzu mezarına giderek ödemeye çalışıyoruz. Büyük bir saçmalık, ölü yaşarken görmediği sevgiyi ölüyken gördüğüne neden sevinsin ki? Mezar taşıma yazdıracağım şey de tam olarak bu, yaşarken neredeydiniz?  Saat dördü çeyrek geçe arabaya bindim, küçük muhabbetler ile zamanı geçirmeye çalışsak da yol muhabbetin bu türü için bir hayli uzundu. Lakin yol en sonunda bitiyor, varılacak yere bir şekilde varılıyor, bir benzeri de olan hayat gibi. Ölmeden mezarlığa girme fikri her zaman tüyler ...

Yardım

     Kötü bir şarkı kulağıma geldi bir anda, olduğum ortama uygun olmadığını ne kadar içimden çokça geçirmiş olsam da bir kere daha düşünmeden edemedim. Sınıf bir anda hızlıca boşalmaya başlamıştı, öğretmenimiz oldukça sakin bir surat ile masasındaki eşyaları topluyordu. Bize dersi zilin değil öğretmenin bitirdiği öğütlenip dururken zilin büyük otoritesi altında öğretmen ezilip büzülmüştü, zilin varlığı bile bu öğüte karşı dikilmiş sapasağlam bir duvardı. Ben çantamı sırtıma taktığım vakit sınıf bomboştu, hiç dolu olduğunu hissedememe rağmen ürpertici bir boşluk içindeydi, sessizliği bozmak için sert adımlarla sınıftan çıktım. Filmlerde izlediğimiz zombiler gibi neredeyse üst üste çıkarak binayı terk etmeye çalışan et yığınlarına karışma aceleciliğine bulaşmadan sakin bekleyiş lüksüne nail oldum. Neredeyse bomboş hale gelmiş okuldan kısa lakin sık adımlar ile uzaklaşmayı hedefledim, bahçeyi oyun alanına çevirmiş çocukların oluşturdukları büyük ses karmaşası beynimi uyuştu...

Kafe

      Oturmuş tuşlara basıyorum, basarken hayıflanmasam da buruk bir ruh halinde, acımtırak bir ağız tadı hissederek belki yıllarca vurduğum şu klavyenin tuşlarına acımadan vurmaya devam ediyorum. Ne yazacağım bilmiyorum. O halde aklıma geleni geldiği gibi dökmekte zarar görmüyorum. Yatmaktan yorgun, bitkin ve hasta düşmüş bedenimi zar zor, şikayet ede ede evden çıkardım. Kalbim artık attıkça acıyor sanki, acıdıkça da atmaya devam ediyor. Acı hissizlikten daha üstündür ki insanı hayatta olduğuna ikna eder, büyük bir yalan. Acı duysam da hayattayım diyemem. Uyanıp benden çok daha önce doğmuş güneşe göz ucuyla bakmazken yaşıyorum diyemem. Hayat dopdoluyken ve ben bomboş yaşarken ne haddime yaşadığımı iddia edebilirim. Bir cümbüştür katıldığımız kahve sırasının bile artık keyfi yok. Oturduğumuz masalardaki göz göze geldiğimiz insanların gözlerindeki parıltı eksik, sanırsın ruhu yok ya da kaybolmuş, ardında kahverengi, mavi, yeşil bir toz bulutu bırakmış gibi. Aynaya bakıyor ...