Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bencillik

      İçinde yaşadığım ev içinde yaşamak için çok küçük. Onlarca salon ve onlarca oda. Eşyalarla dolular ama bomboşlar. Sabahları süt banyosu yapıyorum lakin nedenini hiç bilmiyorum. Yapıyorum çünkü yapabiliyorum. Neden hayatında anne sütünden başka süt tadamamış birini düşünmeliyim. Aç olmaları benim suçum değil neden tok olmalarından sorumlu olayım. Belki evim bu yüzden bana küçük geliyordur. Çünkü asıl aç benim. Ruhumu kemiren, evimi gözümde küçülten aslında yalnızlığım mı yoksa aç gözlü olmam mı bilemiyorum ve bilememek beni daha da derinlere itiyor. Sahip olduğum sınırsız zenginlik sadece benim. Hak etmiş olmam veya çalmış yahut şans eseri elde etmiş olmam bir şeyi kanıtlar ya da gösterir nitelikte değildir. Benim olan benimdir. Paylaştığımda benimdir. Almak kadarı var mıdır bu dünyada. Vermek derseniz tükürürüm suratınıza çünkü bende verdim ve anladım ne kadar yakıcı olduğunu. Bir kere kalbimi verdim ve doğruyu gördüm. Bencilliğin kokusu burnuma geldi, takip ettim v...

Duvarlı Yol

    Bir kaç avcı aç olduğumu bildikleri için bana tuzak kurdular halbuki konu ne benim açlığımdır ne de tuzağa düşecek kadar salaklığım. İki artı bir yuvayı eşimle birlikte zor kazmıştık. Kıt kanaat geçindiğimiz aşk yuvamızda kısa süre geçmeden bir sürü yavrumuz oldu. Ancak besleyecek boğaz arttıkça üzerimizdeki stres ve sinir de bir o kadar çoğaldı. Kavgalar ve şikayetler aşk yuvamızdan eksik olmadı. En sonunda eşim beni terk etti. Beslemem gereken onlarca ufak tefek canavar ile yalnız bıraktı. İşte avcıların tuzağına bu yüzden düştüm. Aç çocuklarımın karnını doyurmak için olduğunu düşünebilirsiniz ancak büyük bir yanılgıdasınız. Hüzünlü hayatıma bir son vermek için avcının tuzağına sımsıkı sarıldım. Güç bela yüreğimin derinliklerinde bulduğum cesaret kendim içindi ancak, bana bencil diyemezsiniz. Dayanılmaz acıya dayanabilseydim ona dayanılmaz acı denmezdi. Hayalim derimin soyulması ve harlanmış ateşte can vermekti. Ancak küçük ufak tefek bedenimdeki yaralı ruhu azat etmedil...

Macera

      Gecenin içinde kayboldum. Adım atacak tek bir yerim bile yok, ayağa kalkmaktan korkar haldeyim. Satın alabildiğim ilk sandalı aldım ve denize açıldım. Sonrasını düşünmeden işe girişen kafama sıçayım! Gecenin karanlığında kıyıyı göremez haldeyim. Nereden geldiğimi bile hatırlamıyorum. Neden böyle bir şeye giriştim ki. Hatırlamıyorum. Sabaha kadar dayansam yeter, o zaman gideceğim yeri seçebilirim.     Aradan ne kadar zaman geçti emin değilim. Karnım denizdeki dalgaların sesiyle kapışmak ister gibi sesler çıkartıyor ve su dolu bir yerde dilim damağıma yapıştı. Deniz suyu insanı delirtir derler, ne saçma aklımız zaten başımızdaymış gibi. Ama su tuzlu içtikçe daha susayacağımı düşündüğüm için içmiyorum.     Vakit geçiyor ama ay nöbet yerinden bir milim bile kıpırdamıyor sanırım yakınlarda onu izleyen bir komutan var. Korkma ay hadi git, güneş gelsin yerine o her şeyi anlatır komutana. Şuradaki naçizane kulunuzun daha parlak bir ışığa ihtiyacı var des...

Değer

    Güneş en tepede bütün haşmetiyle parıldarken hafızamdan silinen hatıraların geride bıraktıkları karanlık kadar siyah bir perde ansızın gözlerimle buluşuyor. Ne gözlerim buğulu ne de hava sisli ancak göremiyorum. O kadar kalabalık ki etraf ortalıkta bir tane bile insan yok. Gürültüden başım ağrıyor lakin dikkat kesilmezsem duyduğum tek ses kendi sesim. Ben ben ben. Düşünüyorum neden ben. Önceden değer böyle miydi. Ben miydim değer. Vermiyor muydum hiç? Hep alıyor muydum acaba. Peki nerede aldıklarım, toplamamış mıyım? Biriktirmemiş miyim? Komşum istedi geçenlerde "bir avuç varsa haftaya perşembe alıyım veririm" dedi. Perşembe geldi ne alacaklı var ne verecekli. Bedava da değil ki meret bol bol vereyim insanlara lakin bende de sınırlı! Hatta bitti. Gün gelir tekrar biri verir mi bana acaba, yeşerir mi kurumuş topraklar. Kurumuş sahra çölü dolarsa masmavi, tertemiz suyla. Bunu da bir gün tekrar konuşuruz.     Elimde kalan topu topu bir avuç hiç. Gözümü kapatır açars...

Aslan ve Gün Doğumu

 Gün doğumunu beklerken yarıda kestiğim rüyalar alemine ansızın geri döndüm. Bir geyik ve bir kaplan sanki göz göze ve aynı zamanda sırt sırtaydılar. Aslan açtı ağzını ve geyik rızasıyla girdi aslanın ağzına. Aslan tek hamlede bütün geyiği yuttu. Ardından doğurdu geyiğin yavrularını. Kendi yavrusu gibi besledi sütüyle, hepsini büyüttü. Sonra sırayla ağzına girdiler geyikler gururla ağzı açık olan aslanın. Uyandım. Esnerken gözlerim yaşardı ve buğu tuttu göz bebeğim, göremedim gün doğumunun son saniyelerini. Bir gün daha doğmuştu beklediğimi alamadan. Bile isteye aslanın ağzına giren geyikler gibi yeniden ağzına girmek için bekleyeceğim gün doğumunun.

Okunamayan Kitaplar

      Selam ile başlamak istedim cümleme çaldığım kapıyı açan güzel hanıma karşı. Tanıdık bir simaydı. Gerçi herkes bir benim gözümde. Bir diğerinden ne farkı var ki açıp okunmayan bir kitabın. Okunmadıktan sonra içindekiler kağıt ve mürekkeptir sadece. İnsanlar da böyledir. Yüzü kapaktır, dikkatini çeker, aç oku beni der. Selamdır okumanın isteği, kabul ederse iletişimini, başlarsın okumaya. Sıkıcı kitap yoktur. Doğru yazılmamıştır yaşananlar ya da yalan veyahut uydurmadır. Bu kitabın bir de isteği vardır. Okunmak kadar okumakta ister. Okutursan kendini aldığın bir risktir. Güzel şeyler risk alınmadan gerçekleşmezler, bir başlangıçtır.     Kapıyı açan güzel hanıma selam vermemin ardından bana gülümsedi. Özlemişim güneş açan güler yüzleri, parlak mavi gözleri ve açığa çıkan şirin gamzeleri. Ancak gördüklerim bunlar değildi. Özlediklerimle kaldım görünce karısının gülümsemesini hazmedemeyen kocayı. Karısını içeri soktu ve kapattı kapıyı sertçe. Düşen yüzüm ile de...