Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Unutmadım

      Zaman zaman gelip giderdi canım benim gözümün nuru. Hala gözümde tütüyor çimlerin sakladığı, yaşamın ve diğer her şeyin anası olan toprak gibi kahverengi gözleri. Burnumda tütüyor kokladığımda içimi ürperten tüylerimi diken diken eden o pürüzlü kokusu. Aklıma geldikçe anarım arada sırada eski bir dostun kalbimdeki izlerini. Anarım tatlı tatlı dağlanmış göğsümün derinlerinde ki ahraz kalbimin anılarını. Oturdum ağlasam kimsenin beni duymayacağı yalnızlığımın derinliklerine. Duyan görmez beni. Bilmiyorum oturduğum karanlıktan mıdır yoksa duyanın körlüğünden midir. Ancak kimse onun kadar sağır değil. Kulağındaki sorun sağırlık değil. Onun sağırlığı kulağının seçiciliği. Beğenmediği bir yemek misali kenara itti içten sözcüklerimi daha kulağına varmadan. Seçtikleriyle yiyor içiyor ve gerçeğiyle tanıştırıyor. Sonra yine kimsesiz kalıyor gidecek bir yeri olmadan. Son kalan sigarasını yakıyor alev alev yanan kalbimle sanki. Sonra üflüyor hiç zorlanmadan sönüyor kalbim ve gö...

Canımı Acıtan

      Bu canımı acıtan, ruhumu inciten ve gözlerimdeki ışığı kaybetmeme sebep olan olayı anlatırken canımın aslında hep acıdığını ancak büyük bir karmaşa içinde olan duygularım ve bunun devamından gelen düşüncelerimin bunu gizlediğini anlar gibi olduğum zamanlarda bile gerçekten anlamadığımı fark ettim. Bu olaydan sadece bir kişiye bahsetmiştim. Bu olay benim hayatımdı. O adam ne sevdiğimdi ne dostum ne de tanıdığımdı. Acıdan içi doldurulmuş ölü bir hayvan gibi olan ruhum hareketsiz ve bir heykel gibi durmaktan başka bir şey yapamıyordu. Bu kişi büyük bir müzisyen değildi aksine müziği baş ağrıtan ve ruha gram dokunamayan türdendi. Gerçi ben ne anlarım ki. Sesi kulaklarımı acıtan gitarı ile çıkardığı ses sanki içinde bulunduğumuz geminin çığlıkları gibiydi, batıyor olduğumuzu düşünen gemi bir oraya bir buraya sallanıyor durumdan kurtulmaya çalışıyordu. Batmayan bir gemiye battığını düşündüren müzisyen yuhalanmalar içinde kafası eğik sahneden inerken şapkasının altından mi...

Görmek

    Döndüm o cansız, susuz, ruhunu satmış ve satacak başka bir şey bulamamış sokaklara. Elinde bir tek canı, damarında akan buz gibi kanı kalmış soğuk ve perişan sokaklara. Ayın ışığının bile göğü yaran binaların ötesinde kaldığı, ışığın göremediği yerleri çoktan unutmuş veya boş vermiş olduğu, karanlığın kalbinden damlayan kanın bir ressam edası ile bomboş sokakları siyahın en siyah tonuna boyadığı sokaklara.       Buradaki karanlık insanın kalbini sıkıştırıyor, canını yakıyor. Bütün duyularını kaybettirip hayallere dalarmış gibi acının verdiği pürüzlü güzelliğe kendini bıraktırıyor. Gözlerim acılar görmeye alıştı, insanlar görmeye ve ne pisliklere şahit oldu ama alıştı. Ancak bu karanlığa alışamadı. Her zaman olduğumdan daha körüm. El altından paralar aldım. Ne parayı gördüm ne de vereni. Kapadım gözlerimi tek amaçları görmekken. Acı çekenleri görmedim. Seslerini duydum ama kulaklarım paslıydı. Sağır değildim ama kulaklarımda kördü. Adaletsizliği görmedim...

Acı ve Özgürlük

      Yağmur durmak bilmiyor. Saatlerdir yağıyor. Ama toprak kokusu yok. Yatağımın içinde, sıcak yorganıma sarılmışım. Üşüyorum. Hiç üşümediğim kadar. Cehennemde gibiyim, yanıyorum. Yağmur durmuyor. Gözlerimdeki bulutlar dağılmıyor. Sanırım bir daha asla güneşi göremeyeceğim. Karanlık olduğu zaman şeytan yeniden cehenneme dönüyor. Şimşekler çakıyor gök gürlüyor. Vücudum yanıyor, sağanak bastırıyor. Melekler ağlıyor. Acılı çığlıkları kulak zarımı tırmalıyor. Şeytana karşı gelemem. Burası onun cehennemi. Meleklerin sesi yükseliyor. Onların sesi hep yüksek ama bana bir faydaları yok.      Beni buraya onlar soktu. Büyük acılara maruz kaldım ancak biliyordum, cehennemde acı değilde ne olacak. Acılar daha büyük acılara neden oldu. Melekler cehenneme indi. Sadece ses yaptılar, sesleri çıktı, bağırdılar. Şeytan evde yokken sessiz olan cehennemi daha da beter ve çekilmez hale soktular. Yağmurlar dinmez, ateşin sıcaklığı kesilmez oldu. Şeytan bir gidiyor bir geliyord...

Ben

     Arabalar vızır vızır yoldan geçiyor. Durmak yanlış mı? Yoksa yol bitene kadar devam edilmeli mi? Durup düşünmeye zaman var mı, yoksa akışına bırakılmalı mı? Amacımı bilmeden yolda öylece ilerliyorum. Denediğim zaman kaybediyorum, kazandıklarımı fark edemiyorum. Düşüncelerim kan dolu, kendimi yaşarken düşünemiyorum. Yaşarken ölü gibiysem öldüğümde ne olacağımı çok merak ediyorum.      Başımda olmayan dertlerim, hepside benim naçizane eserlerim. Belkide dert olan benim, amaçsız ve işlevsiz. Bir gün ki değişeceğim. Beynimle kalbimle daha iyi bir versiyonumu yaratacağım. İçinde yaşadığım bu kabusu ya değiştireceğim ya da bitireceğim.