Herkes delirdi mi? Bu eski püskü otobüsün içine girmek için neden itişiyorlar? İçerisini bilirim. Leş gibi. İçine girsen grip olursun, otursan uyuz olursun, ayakta gitsen insanlarla bir olursun. Bir de o havasızlık. Kusasın gelir. Hiç anlamıyorum. Cidden. Herkes delirdi mi? Geçen gün iş arayan bir arkadaşıma denk geldim. İş arıyor. Bak hele bak. Lan sen delirdin mi? Otursana evinde. Ruhunu bedeninde tut. Bu iş verenler ruh emici değilde nedir? Yok diyor. E git madem, altı ay sonra görüşürüz. Sen çıkarsın öbürü girer. Herkes kesin delirmiş. Ara mahalleleri gezmeye bayılırım. Ne göreyim bir de! Sokağı kapamış düğün yapıyorlar. Daldım araya. La olum siz delirdiniz mi evleniyorsunuz? Sen onu seviyorsun o da seni. E kime bu gösteri? Şu üstüne bak. Biri beyaz giyinmiş biri siyah. Burdan maça galiba. Üstündeki paralara bak. Sence girdiğin borcu ödemeye yeter mi? İki kişi bir eve girip ne yapacaksınız? Çocuk mu? Gel de görme bu işin sonunu. ...
Acı, sıcak bir hava yürürken bana eşlik ediyor. Gitme der gibi paçama yapışmış. Neden bu kadar ısrarcı olduğunu anlayabiliyorum. Beni çekiştirsen de uçursan da gideceğim. Elimden bir şey gelmez, bir söz verdim. Yokluğumu fark ederler mi bilmem lakin varlığımı fark edip etmeyeceklerini göreceğim. Sonuçta söz sözdür. Ana caddeye huzursuz bir kalabalık hakim. Giyimi kuşamı düzgün çocuklar pejmürde şekilde koşuşturan çocukları ağızlarından sular akarak izliyorlar. Ellerine kenetlenmiş anne zincirini koparmak için can attıkları tanrının kitabında yazsa bu kadar gerçek olamazdı. Anneler ise çok sakin bir sohbetin içinde, pek umursamıyorlar gibi. Ne çevrelerini ne de ellerindeki hapis çocukları. Bu çevre acı bir can sıkıntısını faydalı diyerek ağzımıza sokulan iğrenç yemekler gibi tüketilmek zorunda bırakıyor. Sıkıntı üzerinden atması zor bir his. Ben de çok sıkılırım. İlk kez evden kaçtığımda sebebi sıkıntıydı. İkincisi ise onun sonuçlarıydı. Sıkıntımın sonucu sevgilimin büyüyen karnı o...