Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Savaş Alanındaki Büyük Şey

    Kılıcımı çekmiş bir şekilde duruyorum düşmanımın önünde. Canımı koydum bu üzerinden binbir can geçmiş kumar masasına. Adi herifin tekidir diyorum içimden karşımdakine. Tir tir titrerken bile canı için savaşan, karnındaki yarasına rağmen ayakta duran bir zebani. Ben ise onu bir adi olarak sınıflandırdım bile. Ne diye derseniz? düşmanımdır diye tabiki de. Benim canım onunkinden pek ala üstündür, sebebi de açıkça canın benim olmasıdır. Bu hikayeyi anlatan benin adi olması namümkündür ve üstün olanın ben olması bana haktır. Bu hakkı tanıyanda zat-ı şahaneniz yani bendenizdir. Bir bakma şansınız olsaydı bana doyamazdınız bir daha bakardınız sonra bir daha. Yaratılanlar arasında bir nur toplama kampı gibiyimdir. Adeta bir nur kumbarasıyımdır, sallansam şıkır şıkır eder nur dökerim ceplerimden. Böyle bir zata boy göstermiştir bu densiz işte. Öldü ölecek zaten zavallıcık, bir deri bir kemik kalmış. Son derece aç olsa gerek. Günlerdir savaşıyordur, ne şanssızlık! Bir kemiğim olsa d...

Uykusuz

      Uyuyamadığım zaman ne yapmam gerektiğini hiç bilmem bu yüzden bu müthiş gecede yalnız başıma oturduğum yerden düşüncelerimi seslendireceğim ve olmayan dinleyenlerimin kulaklarını meşgul edeceğim. Çok uzun zaman olmadı geceleri kaçan uykularımı kovalamaya başlayalı. Ancak uykularım kaçalı geçen zamanı toplasak bir ömür etmese bile benim elimdeki tek ömrümün içine etti diyebilirim. Uyuyamıyor oluşum varoluşumdaki bir yırtık gibi ancak dikiş tutmuyor, bir ilacı veyahut bir tedavisi yok. Uykularımı kaçıranın ne olduğunu hiç sormayın lakin sorsanız bile cevabı ya bende yok ya da ulaşamadığım bilinç altımın dipsiz çukurlarından birinde.     Uyuyamadığım ilk geceye gitmek istiyorum. Kapalı kapılarla dolu zihnimde aralık kalmış olan tek kapıyı sonuna kadar açıyorum. Canımdan bezdiğim bir başkan gün daha mı diye hayıflanıyorum, şimdilerden farksızmış dünkü halim. Bugün de hayıflanıyorum lakin sebep farklı ve belki yarın da hayıflanacağım çünkü sonuç hep aynı. İşten...

Kayıp

      Soğuk tokatlar çarptı suratıma yol boyunca. Rüzgar tanrının eli olabilir miydi acaba. Kalbindeki ateşin sönüp, ruhun bedenden uçup gittiği kesinleşmiş bir bedenin donmuş elleri gibi sert ve yakan soğuklukta bir rüzgar. Paltom onun için bir engel değil adeta. Kıpkırmızı olmuş suratım uyuşmuş durumda. Donmuş cehennemin yer yüzü konsolosluğunun girişinde gibiyim. Her adımımda donmuş iblislerin alkışlarını duyuyorum. Tanrının veya şeytanın tokatlarına alkış tutuyorlar. Hangisi bilemiyorum. Bir farkı var mı ondan da emin değilim. Derken daldığım düşüncelerimden kurtardı beni ufukta gözüken malikane. Sanırım hedefime çok yaklaşmış bulunmaktayım. Alkışlar kesildi ve soğuk tokatlar sertleşti. Sanki bana gitme der gibiydi. Ama bir insan olarak tanrıyı dinleyecek değildim. Cazip olan şeytan da değildi. Cazip olan bilinmeyendi.     Malikaneden çok bir şato gibiydi sanki taştan ve yosun tutmuş. Göz kamaştırıcı solgun renkleri, taştan heykelleri ve kurumuş ördek havuzu...