Ana içeriğe atla

Fredric ve Robert

    Hah! Benim canımı böyle yakamazsın Fredric. Sevgiyi kalbimden söküp alamazsın. Sevdiğimin kalbini cansız bıraktığın bedeninden almış olman onun benim canlı bedenimde benimle yaşıyor oluşunu, benimle nefes alıp hayatın o tatlı tadını benimle alıyor oluşunu zerrece etkilemiyor. Hatta dinç beynim ile yaptığın eylemin bunu hayli bir miktarda arttırdığını söylemem yalanın geçmediği dilimden kolayca çıkabiliyor oluşu benim haz duymam için yetiyor hatta artıyor. Senin o sevgi bilmez kılıcın, sevgi bilen benim ne sözümden uzun ne de aşkımı yazan kalemimden keskindir. Alsa alsa canımı alır senin o ruhu pas içindeki bedeninin savurduğu güneşin altında pas parlak olan gümüş kılıcın. Sevdiğimin canını aldığı ve bizi tek bedende birleştirdiği gibi. Al benim de şu fani canımı Fredric. İstersen al bir veya daha fazla kılıç darbesiyle. Canım yanmaz benim, yansa yansa bu fani beden yanar, acı içinde böğürür av olan bir domuz gibi. Bırak acı içinde bağırsın, kıvrım kıvrım kıvransın bedenim. Ben hazırım, sevdiğim hazır. Bırak beraber gidelim sonsuz yaşamımıza.

    Kılıcını yere bırakan Fredric : Süslü sözlerin var Robert. Canını alsam da kafi almasam da. Sesini duyunca ne denli acı çektiğini anlamak için yüzünü görmeye gerek kalmaz. Sevdiğinin canını almadım ben aslında. Vurdum kılıcımı ve düşen kadının bedeninden senin canını aldım. Hayallerini aldım, çocukluğunu ve gençliğini aldım. Gülüşünü alıp sana kocaman bir umutsuzluk ve hüzün bıraktım. Ağlayacaksın Robert, hem de çok ağlayacaksın. Fani bedeninde bir daha sevince çok ağlayacaksın. Çünkü senin sevgin bu. Yerini doldurunca bileceksin. Ettiğin lafların ne kadar yalan olduğunu bilip ağlayacaksın ve çok sevineceksin. Bugün almadığım canın için o gün benden af dilenecek ve ayaklarıma kapanacaksın. Çünkü sen busun. İki yüzlü ve bencil.

Yorumlar

Son Yazım

Canımı Acıtan

      Bu canımı acıtan, ruhumu inciten ve gözlerimdeki ışığı kaybetmeme sebep olan olayı anlatırken canımın aslında hep acıdığını ancak büyük bir karmaşa içinde olan duygularım ve bunun devamından gelen düşüncelerimin bunu gizlediğini anlar gibi olduğum zamanlarda bile gerçekten anlamadığımı fark ettim. Bu olaydan sadece bir kişiye bahsetmiştim. Bu olay benim hayatımdı. O adam ne sevdiğimdi ne dostum ne de tanıdığımdı. Acıdan içi doldurulmuş ölü bir hayvan gibi olan ruhum hareketsiz ve bir heykel gibi durmaktan başka bir şey yapamıyordu. Bu kişi büyük bir müzisyen değildi aksine müziği baş ağrıtan ve ruha gram dokunamayan türdendi. Gerçi ben ne anlarım ki. Sesi kulaklarımı acıtan gitarı ile çıkardığı ses sanki içinde bulunduğumuz geminin çığlıkları gibiydi, batıyor olduğumuzu düşünen gemi bir oraya bir buraya sallanıyor durumdan kurtulmaya çalışıyordu. Batmayan bir gemiye battığını düşündüren müzisyen yuhalanmalar içinde kafası eğik sahneden inerken şapkasının altından mi...