Ana içeriğe atla

Kafe

     Oturmuş tuşlara basıyorum, basarken hayıflanmasam da buruk bir ruh halinde, acımtırak bir ağız tadı hissederek belki yıllarca vurduğum şu klavyenin tuşlarına acımadan vurmaya devam ediyorum. Ne yazacağım bilmiyorum. O halde aklıma geleni geldiği gibi dökmekte zarar görmüyorum. Yatmaktan yorgun, bitkin ve hasta düşmüş bedenimi zar zor, şikayet ede ede evden çıkardım. Kalbim artık attıkça acıyor sanki, acıdıkça da atmaya devam ediyor. Acı hissizlikten daha üstündür ki insanı hayatta olduğuna ikna eder, büyük bir yalan. Acı duysam da hayattayım diyemem. Uyanıp benden çok daha önce doğmuş güneşe göz ucuyla bakmazken yaşıyorum diyemem. Hayat dopdoluyken ve ben bomboş yaşarken ne haddime yaşadığımı iddia edebilirim. Bir cümbüştür katıldığımız kahve sırasının bile artık keyfi yok. Oturduğumuz masalardaki göz göze geldiğimiz insanların gözlerindeki parıltı eksik, sanırsın ruhu yok ya da kaybolmuş, ardında kahverengi, mavi, yeşil bir toz bulutu bırakmış gibi. Aynaya bakıyor gibi bir histir içimden gitmiyor. Beğenmeye beğenmeye içtiğim acı soğuk kahvemi plastik bardağın içinden karton pipet ile içiyordum, maksat dünya pipetin plastiğinden mahrum kalsındı bardaksa plastik olsun okyanusta biriksindi çünkü en plastik, en zararlı olan pipetti. Kafe insan doluydu, ben kahvemi aldığımda az önce durduğum sırada yeni insanlar elimdeki kahve için sıra bekliyorlardı. Alt tarafı bir kahveydi. Biz neden oradaydık? Kahve çok kötüydü, zorlanarak içtim. Kendime yaptığım tek kötülük bu olsaydı keşke. Bir de yalnız olanlar vardır böyle yerlerde. Yalnız olup asla yalnız olmayanlar, ellerindeki teknoloji ile bir iken bin olanlar. Gözümün gördüğünün ötesindedir, belki bir kişi var o küçük kutuda belki de bin kişi lakin asla tek değil, sonsuz bir iletişim. İnsanların her biri oturdukları yerde aslında iki kişi, on kişi, yüz, bin ne fark eder ki. Bulunan yalnızlığın çaresi umarım bu değildir. 

Yorumlar

Son Yazım

Canımı Acıtan

      Bu canımı acıtan, ruhumu inciten ve gözlerimdeki ışığı kaybetmeme sebep olan olayı anlatırken canımın aslında hep acıdığını ancak büyük bir karmaşa içinde olan duygularım ve bunun devamından gelen düşüncelerimin bunu gizlediğini anlar gibi olduğum zamanlarda bile gerçekten anlamadığımı fark ettim. Bu olaydan sadece bir kişiye bahsetmiştim. Bu olay benim hayatımdı. O adam ne sevdiğimdi ne dostum ne de tanıdığımdı. Acıdan içi doldurulmuş ölü bir hayvan gibi olan ruhum hareketsiz ve bir heykel gibi durmaktan başka bir şey yapamıyordu. Bu kişi büyük bir müzisyen değildi aksine müziği baş ağrıtan ve ruha gram dokunamayan türdendi. Gerçi ben ne anlarım ki. Sesi kulaklarımı acıtan gitarı ile çıkardığı ses sanki içinde bulunduğumuz geminin çığlıkları gibiydi, batıyor olduğumuzu düşünen gemi bir oraya bir buraya sallanıyor durumdan kurtulmaya çalışıyordu. Batmayan bir gemiye battığını düşündüren müzisyen yuhalanmalar içinde kafası eğik sahneden inerken şapkasının altından mi...