Kötü bir şarkı kulağıma geldi bir anda, olduğum ortama uygun olmadığını ne kadar içimden çokça geçirmiş olsam da bir kere daha düşünmeden edemedim. Sınıf bir anda hızlıca boşalmaya başlamıştı, öğretmenimiz oldukça sakin bir surat ile masasındaki eşyaları topluyordu. Bize dersi zilin değil öğretmenin bitirdiği öğütlenip dururken zilin büyük otoritesi altında öğretmen ezilip büzülmüştü, zilin varlığı bile bu öğüte karşı dikilmiş sapasağlam bir duvardı. Ben çantamı sırtıma taktığım vakit sınıf bomboştu, hiç dolu olduğunu hissedememe rağmen ürpertici bir boşluk içindeydi, sessizliği bozmak için sert adımlarla sınıftan çıktım. Filmlerde izlediğimiz zombiler gibi neredeyse üst üste çıkarak binayı terk etmeye çalışan et yığınlarına karışma aceleciliğine bulaşmadan sakin bekleyiş lüksüne nail oldum. Neredeyse bomboş hale gelmiş okuldan kısa lakin sık adımlar ile uzaklaşmayı hedefledim, bahçeyi oyun alanına çevirmiş çocukların oluşturdukları büyük ses karmaşası beynimi uyuşturuyor gibiydi, boğazımdan yukarıya tırmanmaya çalışan çığlıkları birer birer yuttum, koşarak uzaklaşmak istedim ama bacaklarım hızlı adım atmaktan öteye gidemiyordu, çekeceğim dikkati düşünerek belki daha bile yavaşladım. Caddeler en az okul kadar boştu ben evimin yolunu tutmuşken. Okuldan uzaklaştıkça cümbüş havası kesilmeye, uzaktan gelen sesler azalmaya başlamıştı. Acaba okuldan kimse çıkmamış mıydı? Ya da herkes oyun oynamak için okulda mıydı hala? Gittikçe sonu gelmez gözüken caddede neden tek başımaydım. Sorular soruları takip ederken düşlere dalmış olan ben belli ki yalnız değildim. Çünkü acı bir kaç hıçkırık duymam ile irkildim ve korku kadar yaşla da dolu gözleri olan minik bir kız gördüm. Elindeki oyuncak ayıya sıkı sıkı sarılmış yaşlar akan gözlerini kırpıştırarak bir o yana bir bu yana hafif dönüşler ile resmen sessiz yardım çığlıkları atıyordu. Sonra zamanı yavaşlatacak bir şey gerçekleşti benim için, bir kaç saniyeliğine gözlerimiz kesişti. Artık kızarmaya başlayan gözleriyle uzanıp elimi tuttu, çekiştirerek ardı arkası kesilmeyen bir lütfen bombardımanını bükülmeye başlayan kaşları ile bir mektup gibi zarflayıp cebime koydu. Ağzından çıkan tek ses hıçkırıklarının küçük çığlıklarıydı. Yardım istemenin ne kadar zor olduğundan yakınıyordu belki de o anda kalbinin derinliklerinden, olabilecek en net yardım çağrısını yaparken. Zaman hızla akmaya başladığında olduğum yere çakıldım, adımlarım ilerlemez oldu. Hızla etrafıma bakındım ve farkına vardım. Düşlere dalmış olan ben başından beri hiç yalnız değildim, sokak ana bana günüydü. Beni düşüncelerimin içinden çıkartan minik hıçkırıklarla dikkati dağılmış bir insan aradım hırsla, ancak bir kaç baş çevirme hamlesi yapabildim. Sanki ilk defa gülüyormuşçasına keyifle gülen yaşlı insanlar ve hayat meselesi gibi aceleci olan daha yaşlı insanlar. Fark ettim ki küçük çığlıkları duyan yok, bükülmüş kaşlar ile muhtaçlığın portresini çizen çocuğa bu dopdolu sergide bakan kimsecikler yoktu. Bütün bir dünyanın yükü omuzlarıma bir anda gökten düşmüş gibi yoruldum o anda, bacaklarım titremeye, terler anlımdan dökülmeye, kalbim sanki saatlerdir koşuyormuşum gibi atmaya başladı. Ağzım kurudu lakin ıslak olsa ne fayda, kilit vurulmuş gibi kapalıydı. Sağ ayağımı kaldırdım ve bir adım attım, sonra bir adım daha. Yüzüne bir umut vuran çocuk aradığı yardımı buldu sandı ancak adım atmayı başaran ben hızla oradan uzaklaştım. Bomboş bir zihinle eve girdim. Yemek yemedim, kimseyle konuşmadım, sorulara kafa salladım ve en sonunda kendimle yalnız kaldım. İçimde biriken duygu selini ağlayarak dışarıya salmak, gözlerimden akıtarak sırtımdaki yükten kurtulmak istedim. Yapamadım. Yıllardır da yapabilmiş değilim. Bu yükü, o küçük çocuğun yardım arayan gözlerini, bükülmüş kaşlarını, sımsıkı tuttuğu ayıcığı ve sırtımdaki yükü arada sırada hatırlayarak mezara götüreceğim.
Kafama göre yazılar yazıp kendimi ifade etmenin keyfini sürüyorum. Okunmasa da güzel olmasa da işimi görüyor. Hoşgeldin güzel insan.
Yorumlar
Yorum Gönder