Ana içeriğe atla

Aşık Genç

     Metin çok umutsuzca aşıktı. Lisede okurken yan sınıftan bir kız ile bakışır,  bir gün o kız ile konuşup evlenmeyi hayal ederdi. O kızın düşüncelerini bilmeyip, öğrenmeyip sadece kendi umutları doğrultusunda yön veriyordu bütün duruma. Aklında kıza en güzel cümleleri söylüyor, bütün üstatları önünde eğdirecek şiirler yazıyordu. Bir genelleme canavarı olan Metin akıl edip kızın adını sormak yerine ona Melis dedi ve öyle de kaldı. Kızın aklını aldığı binlerce rüya gördü, umutsuzca onun olmak için yalvaran Melis'in yalvarırken ağlamaktan kızarmış gözlerinin içine, ruhuna baktı. Bu kızın ruhu benim dedi. Bu hayaller sırasında gerçek dünyada göz göze gelmek için her teneffüs sınıfının önünden bir kaç yüz defa geçerken son derece garip gözüktüğünü fark etmiyordu. Melis'in sınıfındaki kızlar onu görüp, "İşte sevgilin, aşığın, kocan sınıfın kapısında seni bekliyor!" dediklerini hayal ederdi. Ama gerçekler biber acısı gibi yavaştan yakmaya başlar hep. Melis artık Metin ile göz göze neredeyse hiç gelmiyordu, Metin ise Melis'in utangaç minik kalbinin bu kadar heyecana dayanamadığı ile ilgili daha fazla fantezi kuruyordu. Sonunda Melis Metin için ilk gerçek darbeyi vurdu, daha önce hiç görülmemiş bir şey yapmadı sadece bir çocuk ile konuştu. Metin bu görüntü karşısında yıkılıp gerçek dünyaya dönüş yaptı! Demek isterdim ancak bu durum sadece Metin'in yanan kalbini körükledi, artık o çocuk fantezilerinin bir numaralı baş kötüsüydü. Her gece kılıçtan geçen, türlü işkencelere maruz kalan ve acılar içinde ayaklar altında ezilen bir kötü. Bu hayaller eşliğinde Melis hep Metin'indi. Zaman geçtikçe Metin büyümeye ve büyük aşkına cinsel yönden bakmaya başladı. Kavislenmeye başlamış genç vücuda yıllarca aç kalmış bir aslanın besili bir danaya baktığı gibi bakıyordu. Onun düşünceleri başta utanır gibi yaptığı fantezi dünyasında tamamen kontrolden çıkmıştı. Zaman geçtikçe değişen baş düşmanlar ne kadar azap çektiyse, Metin de artık o kadar keyif alıyordu. Bu genç adam fantezi dünyası ile yetinememeye başladığı o an olacak kötü şeylerin habercisi olmuştu. Artık Metin adını dahi bilmediği, öğrenmeye bu raddede bile tenezzül etmediği kızı yavaştan rahatsızlık vermeye, taciz etmeye başlamıştı. Eline geçen ilk fırsatta kızın çantasına isimsiz, içinde türlü fantezilerinin dehşet verici detaylar ile en mide bulandırıcı noktasına kadar anlattığı bir not sokuşturup, gözükmeden kaybolmuştu. Kız bunu kimseye anlatmamış olmalı ki okulda bir tür kargaşa ortamı oluşmamıştı, Metin bunu kendisi için olumlu bir geri dönüş olarak almıştı. Artık sınıfın kapısında daha uzun duruyor, dik dik kızın gözüne bakıyor ve vücudunu izliyordu. Okul çıkışı onu belli yerlere kadar takip ede ede nerede yaşadığını öğrenmişti. Bir gün onunla boş bir otobüse bindi, kız gitti oturdu. Metin ayakta bekliyor ve onu izliyordu. Kızın korku dolu kaçamak bir bakışını yakaladı. Bunun korkudan çok arzu dolu bir bakış gibi hayal etti ve gidip kızın yanına oturdu. Korkunun yüreğini yerinden çıkarmaya çalıştığı kız kışın ortasında, soğuk otobüste terden sırılsıklam olmuş bir şekilde dayanabildiği kadar cama dayanmıştı. Metin ona o kadar sokulmuştu ki ikisi neredeyse bir koltukta oturuyorlardı. Metin heyecandan ağzından soluyor hafifi hafif titriyordu, nefesini kızın boynuna doğru üflediğinde zavallı kız yerinden sıçrayacak gibi oluyordu. Metin bunu yaptığı şeye karşı aşırı kaçmış bir heyecan olarak algıladı ve devamını getirerek kızın bacaklarını okşamaya başladı. Kız bir yandan artık ağlıyordu, gözleri ile her durakta duran ama ne hikmetse hiç yolcu almayan otobüsü tarıyor, ona yardım edecek birilerini arıyordu. Metin titrek sesi ile nefesini özellikle kızın boynuna vermeye çalışarak yazdığı notu okuyup okumadığını sormuştu. Bir yandan ise kızı daha da sert okşamaya özen gösteriyordu. Kız artık sesli bir şekilde ağlıyordu, delirmiş gibi titriyordu. Metin onun keyiften bu halde olduğunu düşünüyor daha da hızlanıyordu, daha da ileri gidiyordu. Kız bir anda durdu, her şeyiyle durdu. Metin bunun bir doruk noktası olduğunu düşündü, hızlanmış nefesini kontrol altına almak için düzenli soluk alıp vermeye başladı. Bir sonraki durağın evine yakın olduğunu fark etti, otobüsü durdurmak için düğmeye bastı ve otobüsten indi. Heyecanı hala dinmemişti, artık benim diye düşündü, sonunda evlenecekleri zamanın geldiğini anladı ve en mutlu gecesinde derin bir uykuya daldı. Yarın olduğunda kız okula gelmemişti. Dün yaşadıkları şeyleri idrak etmek için zamana ihtiyacı olmalıydı herhalde yoksa neden gelmesindi ki, Metin hayal dünyasında böye kuruyordu. Bir gün geçti, iki, üç ve dört. Son gün gelip çattığında bilinmezlik ile yanıp tutuşuyordu, neden gelmediğini öğrenmeli ve ona ulaşmalıydı, artık ona açılmalı ve sonsuza kadar beraber olmalıydılar. O sınıftan gelen bir kaç ağlama sesini duyup şaşırdığında akılsız bir hayvan gibi gidip geliyordu sınıfın bulunduğu koridorda. Bir an bile düşünmeden daldı sınıfa, hala akılsız bir hayvan gibi düşünmeden hareket ediyordu. Ağlayan insanların arasına daldı ve kızın sırasının üzerinde yanan mumları, çiçekleri fark etti. Sebebini sormaya dili varmadı çünkü zaten bir çelenk hemen başucundaydı. Müthiş bir baş ağrısı duymaya başladı, dehşet verici sesler duyuyordu kafasında. Bu sesler onun fantezi dünyasının yıkılma sesleriydi. Nedenini ancak bir kaç ders sonra sırasında uyandığında sorabildi bir öğrenciye. Kalp krizinden ölmüştü, tam dört gün önce, bir otobüste. Başındaki ağrı yeniden nüksetti, gözleri hızla kıpkırmızı kesildi, bütün vücudu dehşet içinde titremeye başladı, midesi bir anda ağzına geldi ve geldiği gibi koridorun fayans zeminiyle buluştu. Ailesi gelip Metin'i okuldan aldılar o gün, çocuklarına ne olduğunu merak bile etmiyorlardı. Metin o günden sonra okula gitmeyi bıraktı, deli gibi düşünüyor, fantezi dünyasını yeni baştan kuruyordu. Melis aslında ölmemişti, onunla evlenmişti, mutluydu. Sonra bir gün onunla yeniden buluşmayı çok istedi ve kendini evlerinin camından aşağıya attı. Acilde can çekişerek öldü. Ailesi öldüğünü tam dört gün sonra fark etti. Kimse günlük yaşantısını bozmadı.

Yorumlar

Son Yazım

Canımı Acıtan

      Bu canımı acıtan, ruhumu inciten ve gözlerimdeki ışığı kaybetmeme sebep olan olayı anlatırken canımın aslında hep acıdığını ancak büyük bir karmaşa içinde olan duygularım ve bunun devamından gelen düşüncelerimin bunu gizlediğini anlar gibi olduğum zamanlarda bile gerçekten anlamadığımı fark ettim. Bu olaydan sadece bir kişiye bahsetmiştim. Bu olay benim hayatımdı. O adam ne sevdiğimdi ne dostum ne de tanıdığımdı. Acıdan içi doldurulmuş ölü bir hayvan gibi olan ruhum hareketsiz ve bir heykel gibi durmaktan başka bir şey yapamıyordu. Bu kişi büyük bir müzisyen değildi aksine müziği baş ağrıtan ve ruha gram dokunamayan türdendi. Gerçi ben ne anlarım ki. Sesi kulaklarımı acıtan gitarı ile çıkardığı ses sanki içinde bulunduğumuz geminin çığlıkları gibiydi, batıyor olduğumuzu düşünen gemi bir oraya bir buraya sallanıyor durumdan kurtulmaya çalışıyordu. Batmayan bir gemiye battığını düşündüren müzisyen yuhalanmalar içinde kafası eğik sahneden inerken şapkasının altından mi...