Ana içeriğe atla

Sıkıcı

 Acı, sıcak bir hava yürürken bana eşlik ediyor. Gitme der gibi paçama yapışmış. Neden bu kadar ısrarcı olduğunu anlayabiliyorum. Beni çekiştirsen de uçursan da gideceğim. Elimden bir şey gelmez, bir söz verdim. Yokluğumu fark ederler mi bilmem lakin varlığımı fark edip etmeyeceklerini göreceğim. Sonuçta söz sözdür.

Ana caddeye huzursuz bir kalabalık hakim. Giyimi kuşamı düzgün çocuklar pejmürde şekilde koşuşturan çocukları ağızlarından sular akarak izliyorlar. Ellerine kenetlenmiş anne zincirini koparmak için can attıkları tanrının kitabında yazsa bu kadar gerçek olamazdı. Anneler ise çok sakin bir sohbetin içinde, pek umursamıyorlar gibi. Ne çevrelerini ne de ellerindeki hapis çocukları. Bu çevre acı bir can sıkıntısını faydalı diyerek ağzımıza sokulan iğrenç yemekler gibi tüketilmek zorunda bırakıyor.

Sıkıntı üzerinden atması zor bir his. Ben de çok sıkılırım. İlk kez evden kaçtığımda sebebi sıkıntıydı. İkincisi ise onun sonuçlarıydı. Sıkıntımın sonucu sevgilimin büyüyen karnı olmuştu. Baba olmaya hazır değildim. Hala değilim. Kim öyle ki? Sorumluluktan kaçıyor değilim. Görevi başında uyuklayan polis sorumluluktan mı kaçıyor? Hayır. Sadece canı sıkılmış. Yemek pişirirken bir iki dakika telefonuna bakan aşçının yanan yemeği kaçtığı sorumluluk yüzünden mi? Elbette değil. Sadece canı sıkılmış. Benim de bunlardan farkım yok.

Dalmış gitmişken bir çocuğa çarptım. Sert şekilde yere düştü. Ağladı, koştur koştur uzaklaştı. Düşürdüğü paralara baktım. Benimle birlikte bütün sokak paralara bakıyor gibi hissettim. Aldım ve cebime koydum. Çocuğun gittiği yere gittim. Uzakta, açık bir kapıda çocuk net bir şekilde gözüküyordu. Bir adam ise onu paldır küldür dövüyordu. Tahminen kaybettiği para yüzündendi. Kan içindeki çocuk dermansızlıktan düştü, düştüğü yerde öylece kaldı. Parayı vermekten vazgeçtim. Olan oldu, dayak yendi. Boşuna olmasın en azından.

Yoluma devam ettim. Hava iyice ısındı. Sıcak hava dalgası cehennemden geliyor sanırım. İçtiğim bir bardak su boğazımda buharlaşmaya başlıyor. Geri kalanı ise mesaneme ulaşamıyor, sırtımdan akıp gidiyor. İnsanlar ise hala cıvıl cıvıl. Hava bir tek beni mi gözüne kestirmiş, boğazıma sarılmış? İçimden bir of çekmek geçti. Boğazım acıdığı için ses çıkarmaya çekindim. Çocuğun parasıyla bir kahve içtim. Tadı kan gibiydi. Sonuna kadar içtim. Yoluma devam ettim.

Ağaçlıklı bir yol görünce içimdeki umut çalkalandı, asitli bir içecek gibi köpürdü, içimi doldurdu. Küçücük gölgelerde bir çocuk gibi kuzey rüzgarları aradım. Cehennemde bir yudum su bulsam şükredecektim ancak bastığım yerde alevden başka bir şey yok ki. Ağaçlar hiçbir işe yaramıyor. Bu yolda iğrenç. Buraya bir alışveriş merkezi iyi gider.

Yürümeye devam ettikçe geriye gidiyor gibi hissettim. Eve mi gidiyordum acaba. Gitmem gereken yere varmış, çokça eğlenmiş ve geri dönüyor olabilir miyim? Yavaşça yükselen bir müzik sesi fark ettim. Dönmekte değil gitmekteyim. Andre'nin partisine yaklaşmış olmalıyım.

Önümde küçük bir kapı, on kadar zil ve bir paspas. Kafamı kaldırınca partinin en üst katta olduğunu belirten bir de yazı. Merdivenler uzun ve dar. Bina havasız ve pis. Önümde yeniden bir kapı. İnsanlar kapıları çok seviyor. Her katta birkaç tane var. Hepsinin arkasında aynı kişi olsa gerek. Kapıyı çalmaya yeltenince açık olduğunu fark ettim. İçeriye girdim. Delirtici müzik seviyesi çok eğlenceliymiş gibi tuvaletin önünde bile dans ediyorlar. Umarım çişim gelmez. Kulak tıkacı getirmem de isabet olmuş. 

Bir sürü insan olur sanıyordum. Haklıymışım. Herkesin yüzünde kırık, bozuk, yarım bir gülümseme. Eğlenenler ve eğlenir gibi yapanları ayırmak zor olur sanmıştım. Yorum yapması kolay bir tablo. Birileri dans ettiğini düşünerek sallanıyor. Birileri de camlara akın etmiş. Diğer binalardaki boş bakışları izliyor. Yemek yiyenler ise gerçek transta olanlar. Umursamazca etrafa hatta bana bile bakıyorlar. Ne gördüklerini bildiklerinden şüpheliyim. İçkiden ne yaptığını bilmeyenlerin ise gerçekten eğlendiğini düşünüyorum. Ne yaptıklarını onlar dahil kimse bilmiyor. Bir de ortalıktan kaybolanlar var. Neden buradalardı ve şimdi neredeler bilmiyorum.

Bir adım dahi atamadım. Kapının eşiğinde öylece bekliyorum. Biri geldi, yol vereceğimi düşünüp beklemeye koyuldu. Fark etsem de yol vermedim. Yol istemek yerine beni itip içeri daldı. İstese seve seve vereceğim yolu benden zorla aldı. Bir içecek alıp camdan dışarıyı izleyenlere karıştım. Kitap okumaktan sıkılmıştım. Şimdi de burada sıkılıyorum.

Dayanırım sandığım bu aktiviteye pek dayanamadım. Söz verdiğim kişiye rastlamadım bile. Evden çıktım. Kulak tıkacını çıkardım. Önce yüksek gelen ses yavaşça yok olurken biraz huzur buldum. Dinlenmiş gibi hissettim. Saat bir hayli geç olduğu için sokaklar boştu. Küçük bir ıslık öttürdüm. Yankılandı, sessizliği bozdu. Camlardan birinin perdesi çekildi sonrasında da cam açıldı. Işık süzmesi kara sokağı aydınlattı. Bir kız çıktı. Gülen yüzü soldu önce, sonra da hayal kırıklığı doldu gözlerine ve camı kapatıp içeriye girdi. Perdeyi kapatmadı. Sokak güzelce aydınlanmaya devam etti. Bir ıslık daha çaldım o cama bakarak. Sonra bir tane daha. Cama geri döndü. Yüzü soldukça soldu. Bir ıslık daha çaldım. Perdeyi çekti. Karanlık olunca yoluma devam ettim.

Geçtiğim yoldan bir daha geçiyorum. Yol bomboş ve sessiz. Ne özgür ne de hapis çocuklar. İn cin dolu. Topu bana atmayacaklarını düşünüyorum. Atsalar da oynamam, futbol sıkıcı. Diğer her şey de öyle. Sessizlik. Fazla sessizlik kulak tırmalıyor. Biran önce eve gitmem gerekiyor. Sokakta işemek istemiyorum. Çocuklar yeterince yapıyor. Çocuklara serbest.

Sessiz sokağın o anki tek özelliği olan sessizliği bir feryat bozuyor. Ağlama ve çığlık sesleri. Dönemeci döndüğüm zaman yudum yudum gelen ses artık kulağıma dolmaya başladı. Partiye yaklaşırken gelen sesi andırdı bana. Dümdüz baktım. Birebir aynı yoldan geldiğim için tandık geldi burası. Açık bir kapı. Bir kadın ve kucağında bir çocuk. Biraz kan, kurumuş. Attığım adımların sesi kulağına gelen kadın anlık olarak bana döndü. Çocuğu tanıdım. Zavallı. Kadına baktığımda gözlerini gözlerimde buldum. Öylece bana bakıyor. Titriyor. Beni tanımış olabilir diye düşündüm. Ya da hiç tanımamıştı. Çocuğa uzun uzun baktım. Kadına döndüğümde yüzünde tarifi zor bir öfke gördüm. Bir ara dilenci bir çocuğa para uzatmıştım. Almaya yeltendiğinde vazgeçip geri çektim. Ona benziyordu. Gözlerindeki hayal kırıklığı ile öfkenin büyük aşkı. Kucağında hareketsiz çocuğu ile kalkıp kapıyı kapattı. Ağlama sesleri yükseldi. Daha şiddetli. Daha acılı. Daha anlaşılır. Olduğum yerde durmaktan afalladım. Yoluma gitmeye karar verdim. Çok sinir bozucu. Boğazımdaki kan tadı gitmek bilmiyor. Tükürsem gidecek gibi değil. Yakıyor. Buram buram. Sıcak havanın elleri hala yakamda, bırakmıyor sanki. Hava buz gibi. Boğucu. Çok sıkıcı. Eve döndüm.

Ertesi gün söz verdiğim kişiyi gördüm. Partiye neden gelmedin dedi. Yanlış yere gitmişim. Zaten çok sıkıcıydı.






Yorumlar

Son Yazım

Canımı Acıtan

      Bu canımı acıtan, ruhumu inciten ve gözlerimdeki ışığı kaybetmeme sebep olan olayı anlatırken canımın aslında hep acıdığını ancak büyük bir karmaşa içinde olan duygularım ve bunun devamından gelen düşüncelerimin bunu gizlediğini anlar gibi olduğum zamanlarda bile gerçekten anlamadığımı fark ettim. Bu olaydan sadece bir kişiye bahsetmiştim. Bu olay benim hayatımdı. O adam ne sevdiğimdi ne dostum ne de tanıdığımdı. Acıdan içi doldurulmuş ölü bir hayvan gibi olan ruhum hareketsiz ve bir heykel gibi durmaktan başka bir şey yapamıyordu. Bu kişi büyük bir müzisyen değildi aksine müziği baş ağrıtan ve ruha gram dokunamayan türdendi. Gerçi ben ne anlarım ki. Sesi kulaklarımı acıtan gitarı ile çıkardığı ses sanki içinde bulunduğumuz geminin çığlıkları gibiydi, batıyor olduğumuzu düşünen gemi bir oraya bir buraya sallanıyor durumdan kurtulmaya çalışıyordu. Batmayan bir gemiye battığını düşündüren müzisyen yuhalanmalar içinde kafası eğik sahneden inerken şapkasının altından mi...