Ana içeriğe atla

Okunamayan Kitaplar

     Selam ile başlamak istedim cümleme çaldığım kapıyı açan güzel hanıma karşı. Tanıdık bir simaydı. Gerçi herkes bir benim gözümde. Bir diğerinden ne farkı var ki açıp okunmayan bir kitabın. Okunmadıktan sonra içindekiler kağıt ve mürekkeptir sadece. İnsanlar da böyledir. Yüzü kapaktır, dikkatini çeker, aç oku beni der. Selamdır okumanın isteği, kabul ederse iletişimini, başlarsın okumaya. Sıkıcı kitap yoktur. Doğru yazılmamıştır yaşananlar ya da yalan veyahut uydurmadır. Bu kitabın bir de isteği vardır. Okunmak kadar okumakta ister. Okutursan kendini aldığın bir risktir. Güzel şeyler risk alınmadan gerçekleşmezler, bir başlangıçtır.

    Kapıyı açan güzel hanıma selam vermemin ardından bana gülümsedi. Özlemişim güneş açan güler yüzleri, parlak mavi gözleri ve açığa çıkan şirin gamzeleri. Ancak gördüklerim bunlar değildi. Özlediklerimle kaldım görünce karısının gülümsemesini hazmedemeyen kocayı. Karısını içeri soktu ve kapattı kapıyı sertçe. Düşen yüzüm ile devam edecektim ki yoluma kırılan vazoların sesleri kulağıma ilişti. Ardından bir de ağlama ve tatlı canı yanan bir kadının çığlıkları. Neden bu kadar şiddet ve pişmanlık bilmiyorum. Kaybolan, yitip giden bu hayatlar nereye gidiyor bir bilsem gidip getireceğim hepsini. Yaşam neydi ki bu kadar uğraşıyoruz. Neyse, bana mı düştü bunun cevabını vermek. Kapattım kulağımı duymuyorum ağlarken acıdan attığı çığlık seslerini. Gözümü kapattım artık görmüyorum yüzündeki morlukları. Ve son olarak tıkadım burun deliklerimi artık gelmiyor o keskin demir kokusu. Yoluma devam ettim. Ancak onlar edemediler. Okunamadan kapanan kitaplar. Silinip gitti hepsinin hikayesi. Ben de göz yumdum. Çünkü ben kimdim ki bahsettiğim bahaneden başka.

Yorumlar

Son Yazım

Canımı Acıtan

      Bu canımı acıtan, ruhumu inciten ve gözlerimdeki ışığı kaybetmeme sebep olan olayı anlatırken canımın aslında hep acıdığını ancak büyük bir karmaşa içinde olan duygularım ve bunun devamından gelen düşüncelerimin bunu gizlediğini anlar gibi olduğum zamanlarda bile gerçekten anlamadığımı fark ettim. Bu olaydan sadece bir kişiye bahsetmiştim. Bu olay benim hayatımdı. O adam ne sevdiğimdi ne dostum ne de tanıdığımdı. Acıdan içi doldurulmuş ölü bir hayvan gibi olan ruhum hareketsiz ve bir heykel gibi durmaktan başka bir şey yapamıyordu. Bu kişi büyük bir müzisyen değildi aksine müziği baş ağrıtan ve ruha gram dokunamayan türdendi. Gerçi ben ne anlarım ki. Sesi kulaklarımı acıtan gitarı ile çıkardığı ses sanki içinde bulunduğumuz geminin çığlıkları gibiydi, batıyor olduğumuzu düşünen gemi bir oraya bir buraya sallanıyor durumdan kurtulmaya çalışıyordu. Batmayan bir gemiye battığını düşündüren müzisyen yuhalanmalar içinde kafası eğik sahneden inerken şapkasının altından mi...