Ana içeriğe atla

Duvarlı Yol

    Bir kaç avcı aç olduğumu bildikleri için bana tuzak kurdular halbuki konu ne benim açlığımdır ne de tuzağa düşecek kadar salaklığım. İki artı bir yuvayı eşimle birlikte zor kazmıştık. Kıt kanaat geçindiğimiz aşk yuvamızda kısa süre geçmeden bir sürü yavrumuz oldu. Ancak besleyecek boğaz arttıkça üzerimizdeki stres ve sinir de bir o kadar çoğaldı. Kavgalar ve şikayetler aşk yuvamızdan eksik olmadı. En sonunda eşim beni terk etti. Beslemem gereken onlarca ufak tefek canavar ile yalnız bıraktı. İşte avcıların tuzağına bu yüzden düştüm. Aç çocuklarımın karnını doyurmak için olduğunu düşünebilirsiniz ancak büyük bir yanılgıdasınız. Hüzünlü hayatıma bir son vermek için avcının tuzağına sımsıkı sarıldım. Güç bela yüreğimin derinliklerinde bulduğum cesaret kendim içindi ancak, bana bencil diyemezsiniz. Dayanılmaz acıya dayanabilseydim ona dayanılmaz acı denmezdi. Hayalim derimin soyulması ve harlanmış ateşte can vermekti. Ancak küçük ufak tefek bedenimdeki yaralı ruhu azat etmediler. Onun yerine onu hapsettiler. Dört tarafı parmaklıklı bir kafeste solgun bir hayat, ümitsiz. 

    Bir süre örtülmüş kafesin derin karanlığı ve dışardan gelen gürültüler eşliğinde seyahat ederken sessizlik ile buluştuğum küçücük bir an ile karşılaştım. Yuvam ve içindeki minik yavrularım hatırıma geldi. Canıma kast ettiğimde onlarınkine de kast ettim. İkinci sessizlik seansında sildim attım hepsini hatırımdan ve götürülmekte olduğum sonda beni bekleyen şeyi düşünmeye daldım.

    Kafesim büyük parmaklarca açıldı ve gözümün önünde uzun, çokça geniş olmamakla birlikte darda olmayan bir yol vardı. Duvarlar ince miydi yoksa kalın mı anlayamadım lakin diğer tarafı net bir şekilde görünüyordu. Yanımdaki yolda benim kadar şanssız bir kişi daha vardı. Yaşlı ve yavaş olduğunu anlamak için ne olduğunu bilmeye gerek yoktu, bir bakış yeterliydi. Etrafımızdakiler ise canı için boğazı yırtılırcasına bağıran bir canlıyı andıran sayamadığım kadar çok devdi. 

    Pat diye bir ses çıktı ve bırakana kadar fark etmediğim kocaman el vücudumdan uzaklaştı. Refleks olarak bir kaç kez sıçradım, ancak ne anlamı vardı ki. Etrafta çokça onlardan vardı kaçmak imkansızdı. Dönüp canla başla savaşan yaşlı dostuma baktım, iki adımda kat ettiğim yolu kat etmeye çalışırken son nefesini verir gibi bir haldeydi. Bu görüntü kaçamayacağını tasdikler nitelikteydi. Savaşmak ölüm uğruna büyük bir istekle tuzağa attığım canıma ve o anki cesaretime büyük bir saygısızlık olacaktı. Durdum.

    Gürültü bir kaç dakika içinde kesilmişti. Bir anda kalbim yerinden çıkıp beni tokatlamak istermiş gibi atmaya başladı. Kalbimden azar işitiyordum resmen. Gözlerimi bir anda açtım. Yavaş dostum duvarlarca hazırlanmış yolun dışına çıkmış ilerlemeye devam ediyordu. Büyük bir karmaşa koptu bir kaç saniye içinde. Devler garip bir ritüel gerçekleştiriyorlardı. Zıplayanlar, ellerini çırpanlar ve başka garip hareketlerde bulunanlar vardı. Hepsi bir anda kaçmakla uğraşan dostumun üzerine atladılar ve onu apar topar götürdüler. Beni ise oracıkta bıraktılar. Kimse derimi soyup beni ateşte çevirmedi. Kaderime boyun eğmeme rağmen götürülen kaçmaya çalışan oldu. Belki de son hızda kaçmalıydım. Canım için kaçar gibi.


Yorumlar

Son Yazım

Canımı Acıtan

      Bu canımı acıtan, ruhumu inciten ve gözlerimdeki ışığı kaybetmeme sebep olan olayı anlatırken canımın aslında hep acıdığını ancak büyük bir karmaşa içinde olan duygularım ve bunun devamından gelen düşüncelerimin bunu gizlediğini anlar gibi olduğum zamanlarda bile gerçekten anlamadığımı fark ettim. Bu olaydan sadece bir kişiye bahsetmiştim. Bu olay benim hayatımdı. O adam ne sevdiğimdi ne dostum ne de tanıdığımdı. Acıdan içi doldurulmuş ölü bir hayvan gibi olan ruhum hareketsiz ve bir heykel gibi durmaktan başka bir şey yapamıyordu. Bu kişi büyük bir müzisyen değildi aksine müziği baş ağrıtan ve ruha gram dokunamayan türdendi. Gerçi ben ne anlarım ki. Sesi kulaklarımı acıtan gitarı ile çıkardığı ses sanki içinde bulunduğumuz geminin çığlıkları gibiydi, batıyor olduğumuzu düşünen gemi bir oraya bir buraya sallanıyor durumdan kurtulmaya çalışıyordu. Batmayan bir gemiye battığını düşündüren müzisyen yuhalanmalar içinde kafası eğik sahneden inerken şapkasının altından mi...