Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Boş

    Son mektubumun üzerinden günler geçmişti, merakım ve ateşi burnumda aşkım ile sabırsız bir beklenti içerisindeydim. Düşünmekten baş ağrısı en yakın dostum olup çıkmıştı. Şifa istemiyordum, istediğim şey sadece bir tutam mutluluk, bir güzel söz veya bir öpücük. Kalbimin şifası uzaktayken ben yaşıyor sayılıyor muydum? Sevdiceğimin üç beş kelimelik el yazısı bile kalbimdeki sönmüş ateşi tekrar  yakabilirdi. Maden ocağında üç beş kuruşa çalışmanın verdiği acı ve sızı kaybolup gitmek için o kelimeleri beklerken birikmiş, peşi sıra beni boğmaya başlamıştı. Bir gün dayanamadım, yalanlar ve onları kovalayan bahaneler ile bir kaç günlük izini patronun etinden koparır gibi koparmayı başardım. Gittim, sevdiceğimin kollarına kendimi bırakmak için, bedenimin gerçek huzuru bulması hatta ölüp yeniden dirilmesi için gittim. Günlerce yol çektim, az da olsa mal varlığımın hepsini yolda heba ettim. Sevdiceğimin yüzü ile gözlerim bayram etsin, kelimeleri kulaklarımda bir orkestra kursun,...

Şeytanlar

 Ona bütün yapmacıklığımla bütün yaptıklarını anlattım. Ne kadar adiyim! Gözümü bile kırpmadım, hatta hoşuma gitti. O ne güzel, ne acıklı ve ağlamaklı gözler idi! Bana bakıp bir kelime dahi edemedi hatta yutkunamadı bile. Gözlerinde biriken yaşlar vücudumu titretti, az kalsın dayanamayıp bir sigara yakacaktım. Genç delikanlı hırsızlık yaparken onu gördüğümü idrak edemez halde duruyordu. Bir kaç metre uzağımızda her gün yaptıkları gibi sarhoş olmakla uğraşan bekçilere birer kaçamak bakış atıyor ve genci neredeyse bayıltacak kadar korkutuyordum. Sakallarımla oynuyor ve ne diyeceğini bekliyordum. Bir an adi bacaksız kaçmaya çalışacak gibi oldu ve bağırmaya hazırlandım, bir an durdu. Kaçamayacağını anlamış olacak ki gözleri iyice doldu. Onu köşeye çektim ve bir tokat yapıştırdım. Biraz patakladım ve iyice akıllanmasını sağladım. Ağlamaktan bayılmış olan gence baktım. İçimden bir düşünce geçti, onu öldürsem hatta canlı canlı etini kessem kimin ruhu duyardı ki? Tüylerim diken diken oldu....

Öylesine

    Yatağımda sırt üstü yatarken düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Düşlerim ya gerçekse, düşündüklerim ya ağzımdan çıkıyorsa, gözlerimin gördükleri birer hayalse. Dünya duyu organlarımın beynime gönderdiği sinyallerden değil de, hislerimden ibaretse. Cehennemin kölesiysem ve şeytanın gözü benim üzerimdeyse, ağzı sulanan zebanilerin kanlı canlı yemeği dışında neyim ben? Aklın ötesinde ne vardır ki bu dünyada? Dünya düşündüğüm gibi. Alçak bir tavan ve kafam sürekli sürtünüyor, saçlarım giderek yok olmuş. Gözlerimin gördüğü duvarlar aslında çok yakın, çarpıp bütün dişlerimi kırdım. Yüzümü yıkadığım su aslında zehirli, yüzüm artık buruş buruş ve iğrenç. Canımın çektiği şeyler birer parazit, şimdi hücrelerim hasta ve ölüyorum. Dünyanın bana verdiği ilaç ise sadece seçenek. Ölümün bulacağı kadar yaşlan veya sen onu bul, kendi kuyunu kaz ve güle oynaya içine atla. Kendini ziyaret et çiçek getir ve dua et. Sonra elinden tut. Çünkü boş kalmasın soğuk elin. Acı elden ele geçer, yine s...

Kitap ile Konuşan Deli

      Ardından elinde tuttuğu kitabı hayrete düşmüş bir şekilde bana uzattı. "Konuşuyor" dedi. Kabaca bir iki laf sarf ettikten sonra başımdan savmak için bir de tokat attım, delirmiş ihtiyar kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırıp gözleri sulu bir şekilde benden bir iki adım uzaklaştı. "Seni" dedi bana, "Seni kitaplara anlatacağım, Morpheus seninle ilgilenecektir". Cebimden çıkardığım bir çeyrekliği önüne attım, aç bir köpeğin gördüğü bir kemiğe atlaması gibi dadandı minnacık çeyrekliğe. Yere kapaklanmış bedenine iki tekme vurdum. "Bunu da anlat" dedim. Acıyla inledikten sonra "Bahsetmeyi unutmam" dedi ve kıs kıs güldü. Üzerine tükürdüm ve yoluma koyuldum. İlerlediğim yol boyunca bu yaşlı deli aklımdan çıkmadı. Konuşan kitabı ve onu dinleyen kulağıyla yaşlı bir deli. Anlatsa ne derdi acaba kitap, içinde yazanlardan başka. düşünmek için oldukça saçma bir konu olduğu kanısına vardım. Uyumak için girdiğim yatağı bana zindan etti, uyku b...

Ölü

     Söylesene canın acıdı mı? Bana sorarsan acımış olmalı. Bazen bana düşünmek bile acı veriyor. Sen ise öldün. Kim bilir canın ne kadar acımış, ne zorluk yaşamışsındır. Bana öyle boş gözlerle bakma lütfen! Ah özür dilerim başka türlü bakacak değilsin tabi ki de. Sadece düşünüyorum, sen yaşadın. Bir ömür yaşadın. Bu boş gözler birilerine aşk ile baktı, acı ile ağladı ve mutluluktan parıl parıl parladı. Fevkalade manzaralar gördü ve en kötülerine kapandı. Çok zenginmişsin, amma çok paran varmış. Düşünür müydün hiç hayatını kazanmak için harcadığın para yüzünden öleceğini? Açlıktan ölmek üzere olan bir adam yüzünden öldün. Hayatın espri anlayışı çok iyi gerçekten. Bu kadar kötü kokmasan gülebilirdim ancak tanrım yıkanmak nedir bilir misin? Hah çürümüş gibisin. Tam üstüne bastım pörsük surat, çürüyorsun. Her neyse ölümüne geri dönelim. Aç bir adam seni öldürmüş. Günlerdir yemek yememiş bir adamı dövememişsin. Ezik, yediğin domuzlar kaslarına değil de götüne ve göbeğine gitm...

Fredric ve Robert

     Hah! Benim canımı böyle yakamazsın Fredric. Sevgiyi kalbimden söküp alamazsın. Sevdiğimin kalbini cansız bıraktığın bedeninden almış olman onun benim canlı bedenimde benimle yaşıyor oluşunu, benimle nefes alıp hayatın o tatlı tadını benimle alıyor oluşunu zerrece etkilemiyor. Hatta dinç beynim ile yaptığın eylemin bunu hayli bir miktarda arttırdığını söylemem yalanın geçmediği dilimden kolayca çıkabiliyor oluşu benim haz duymam için yetiyor hatta artıyor. Senin o sevgi bilmez kılıcın, sevgi bilen benim ne sözümden uzun ne de aşkımı yazan kalemimden keskindir. Alsa alsa canımı alır senin o ruhu pas içindeki bedeninin savurduğu güneşin altında pas parlak olan gümüş kılıcın. Sevdiğimin canını aldığı ve bizi tek bedende birleştirdiği gibi. Al benim de şu fani canımı Fredric. İstersen al bir veya daha fazla kılıç darbesiyle. Canım yanmaz benim, yansa yansa bu fani beden yanar, acı içinde böğürür av olan bir domuz gibi. Bırak acı içinde bağırsın, kıvrım kıvrım kıvransın be...

Savaş Alanındaki Büyük Şey

    Kılıcımı çekmiş bir şekilde duruyorum düşmanımın önünde. Canımı koydum bu üzerinden binbir can geçmiş kumar masasına. Adi herifin tekidir diyorum içimden karşımdakine. Tir tir titrerken bile canı için savaşan, karnındaki yarasına rağmen ayakta duran bir zebani. Ben ise onu bir adi olarak sınıflandırdım bile. Ne diye derseniz? düşmanımdır diye tabiki de. Benim canım onunkinden pek ala üstündür, sebebi de açıkça canın benim olmasıdır. Bu hikayeyi anlatan benin adi olması namümkündür ve üstün olanın ben olması bana haktır. Bu hakkı tanıyanda zat-ı şahaneniz yani bendenizdir. Bir bakma şansınız olsaydı bana doyamazdınız bir daha bakardınız sonra bir daha. Yaratılanlar arasında bir nur toplama kampı gibiyimdir. Adeta bir nur kumbarasıyımdır, sallansam şıkır şıkır eder nur dökerim ceplerimden. Böyle bir zata boy göstermiştir bu densiz işte. Öldü ölecek zaten zavallıcık, bir deri bir kemik kalmış. Son derece aç olsa gerek. Günlerdir savaşıyordur, ne şanssızlık! Bir kemiğim olsa d...